| Sosyal Yapısı |
|
|
|
|
Sınır Kenti Kilis “Elmas dağlar, zümrüt ovamızda serbest gezerdik. Öküzleri önümüze katar, tohum ekerdik. Bu kapular kurulalı çok tarlamız boş kaldı Bağ, bahçeler ıssızlandı, hep rençberler bunaldı” Ahmet Rami Atan, ‘Sınırda Yaşamak’ Sınırda yaşamak Kilis’in kaderi olmuş. Kuzeyde Gaziantep, güneyde Suriye ile çevrili olan Kilis, bugünkü konumuyla araya sıkışmış gibi. Sınırın tüm yükü Kilis’in omuzlarına binmiş. Sınırda olmak, kimi zaman bir fırsat, kimi zaman bir talihsizlik haline gelmiş. Sınır ticaretinin getirdiği kazanç, bölünmüş ailelerin hüznüyle gölgelenmiş. Oysa bir zamanlar Kilis, iki benzer kent, iki önemli merkez, Halep ve Antep’in arasında, tam yol üstünde adeta merkez niteliğindeymiş. Kilis’in kaderi de, kadersizliği de hep bu iki kent ile bağlı olmuş. Yazgısı birlikte yazılmış. Kilis’in bir yerleşme olarak ne zamandan beri var olduğu ve hangi devirde şehir yerleşmesine geçtiğini ortaya koymak oldukça zor. Ancak bölgedeki ilk insan yerleşimlerinin geçmişi çok eskilere dayanıyor. Tıpkı Gaziantep’te olduğu gibi bölgenin geçmişi tarih öncesi zamanlara kadar uzanıyor. Anadolu, Mezopotamya, Kuzey Suriye ve Mısır gibi en eski uygarlık merkezleri arasında yer alan Kilis ve çevresi, Neolitik dönemlerden beri kesintisiz olarak insan yerleşimlerinin izlerini taşımakta. Son yıllarda yapılan araştırmalar bölge tarihine ışık tutucu nitelikte. Oylum Höyük kazı ekibi 2000-2003 yılları arasında bir dizi yüzey araştırması gerçekleştirmiş. Büyük ölçüde tamamlanan bu araştırmalar sırasında Kilis ve çevresinde farklı dönemlere ait yaklaşık 150 arkeolojik merkez belirlenmiş. Bunlar arasında, 62 höyük, 8 tepe yerleşmesi, 22 yamaç yerleşmesi, 16 düz iskan, 11 kale, 17 Paleolitik buluntu yeri, 6 kaya oyuğu mezar, 6 mezarlık alanı, 3 doğal mağara, 2 eski kireçtaşı ocağı, 1 su kanalı ve 1 su kemeri bulunuyor. |
